31 Ocak 2018 Çarşamba

Hey Gidi Barış Manço Ne Zaman 19 Yıl Oldu Aramızdan Ayrılalı?

  Hiç yorum yok
Çocukluğumuzun Barış abisiydi, onun programları ve şarkılarıyla büyüdük. Kah "Arkadaşım eşek" kah "Kol düğmeleri" bizleri aldı götürdü bambaşka yerlere. Sevimli yüzü, uzun saçları, çeşit çeşit yüzükleriyle ekranların en tatlı adamıydı. Aramızdan ayrılalı 19 yıl olması da çok hüzün verici bir gerçek. Bu gün onun ölüm yıl dönümü onu saygıyla anıyor ve paylaşımıma başlıyorum.

Türkiye'nin efsane sanatçılarından biriydi Barış Manço, 1 Şubat 1999 yılında hayata gözlerini yumduğunda bir çok seveni onun için göz yaşı döktü.


02 Ocak 1943 yılında dünyaya gelen Barış Manço Türk rock müziğinin öncülerinden biridir. Galatasaray Lisesi mezunu olan Manço, müzikle o yıllarda tanışır.


İlk 45'liğini 1962 yılında yayımladı ve 1963 yılında eğitim için Belçika'ya gitti.


1970 yılında "Dağlar dağlar" adlı plağı yayımlanmasıyla birlikte toplam 700.000 satış gerçekleştirerek rekor kırdı.


Kendisinin sunduğu programla dünyanın her yerini gezdi, ilginç bilgilerle karşımıza çıkarak bizlerin yanında oldu. 1991 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı ünvanına layık görüldü.


“Adam Olacak Çocuk" programıyla o zamanın tüm çocuklarının sevgisini kazanmayı başarmıştı.

Sanatçının yaşadığı ev 2010 yılında Kadıköy Belediyesi tarafından müzeye dönüştürüldü, gidip görmek ve gezmek isteyenler her zaman uğrayabilirler.


Kendisini saygıyla anıyor, bizlere sunduğu güzel eserleriyle hala dinlenmekte olduğu için kendisine minnetle ya ediyoruz. Sevgi adamı, beyefendi kişiliği ve aile babası duruşuyla seni her zaman özlüyoruz Barış Manço.

30 Ocak 2018 Salı

Doğum Yapma Korkusu Olarak Bilinen Tokofobi Nedir?

  Hiç yorum yok
Birçok kadın ağrılar, acılar, sancılar, doğum anı, doğum sonrası yaşanacaklar ve bunun yanında "bu kötü dünyaya bebek getirmek doğru mu" sorusunu sorarak bu korkuyu yaşıyor. Tokofobi nedir ve nasıl atlatılır? Bunu hep birlikte öğrenelim.

Tokofobi nedir? Doğum anından ve doğumda bebeğin zarar görmesinden korkan kadınların yaşadığı ciddi bir psikolojik sorundur.

Bu hastalık ikiye ayrılır; Doğum yapacak kadın ya ilk kez doğum yapacaktır ve anlatılan hikayelerden etkilenmiştir ya da önceki yaşadığı doğum sırasında kötü bir olay yaşamıştır.

Önceden yaşanmışlıklar önemli; Bu psikolojiyi tetikleyen bir nedense küçük yaşta yaşanılan cinsel istismar ve kişinin evhamlı ya da acı yaşamaya direncinin düşük olmasıdır.

Depresyon ve sıkıntılar da tetikleyicidir; Hamilelik anında ailevi ve çevresel etkilerin de bu psikolojiyi tetiklediği bilimsel çalışmalarda ortaya konulmuştur. Fakat bu durum geçicidir.

Çevrenin anlattığı ve tv programlarının etkisi; Bu durumu tetikleyen çevresel faktörler de vardır. Arkadaşların ve yakın dostların anlattığı doğum hikayeleri bu durumu tetikler. Ayrıca kendilerini bir şey sanan ve insanların psikolojilerini düşünmeden konuşan vurdum duymaz doktorların çıkıp tv programlarında anlattıkları da cabası.

Sürpriz gelişen hamileliklerde; Sürpriz gelişen hamileliklerde yani istemeseler de ilişkiden sonra habersizce hamile kalan kadın ilk kez bunu yaşadığından bebeğe bakamama ve onu koruyamama korkusu içine girebilir.

Bu durumun atlatılma süreci; Psikolojik destek her zaman ön planda tutulmalıdır, ayrıca eşinin de kadına destek olması şarttır. Güzel sözler ve olumlu ifadelerle hasta bu durumu atlatacağına inandırılmalıdır.

Güzel yarınlar için sakin olun; Güzel ve olumlu şeyler düşünün, onu kucağınıza alacağınız o anı hayal edin. Mutlu ve geniş bir aile olmanın ilk adımını attığınızı unutmayın.


Tüm anneler kutsaldır, yüreği güzel annelerimiz olmasa bu hayat yaşanılamaz bir hal alırdı. İyi ki varsınız ve iyi ki hayatımızdasınız. 

6|2

Spor Salonuna Gidenler İçin Yapmamaları Gereken 7 Şey!

  Hiç yorum yok
Fazla kilolardan kurtulmak, fit bir vücuda sahip olmayı herkes ister. Gittiğimiz spor salonlarında uyulması gereken bazı kurallar vardır, işte bu kuralları çiğnememek ve orada bulunan kişilerin haklarını çiğnememek çok önemlidir. İşte sizler için hazırladığım spor salonlarında yapmamanız gerekenler.

Terli alet bırakmayın; Kullandığınız aletleri asla terli bir şekilde bırakmayın, yanınızda getirdiğiniz yedek havlunuz yardımıyla terden ıslanmış bölgeleri silin. Sizden sonra gelecek ve çalışmak isteyecek insanlar sizin terinizden rahatsız olmasınlar.


Meşgul etmeyin; Kullandığınız aleti süreniz dışında meşgul etmeyin, kimi insanlar oturdukları yerden yandaki arkadaşıyla ya da yeni tanıştığı birisiyle sohbeti koyulaştırıyorlar ya da üzerinde durup telefonuyla mesajlaşıyorlar. Lütfen diğer insanların da zamanını düşünelim.

Çok foto çekmeyin; Tamam vücudunuzu fit yapıyorsunuz, çok da çaba harcıyorsunuz, bunun karşılığı illaki olmalı ama durup ayna karşılarına geçip selfi çekmek de çok hoş görüntü oluşturmuyor. Hele "ki bunu beğenmedim bir tane daha, olmadı bir tane daha ve bu da olmalı lütfen rica etsem fotoğrafımı çeker misiniz?" hiç olmuyor.

Aletleri yerine koyun; Kullanılan aletleri yerine bırakmaya özen gösterin, dağınık bir yerde çalışmayı kimse istemez. Siz nasıl aradığınız aleti gidip yerinden alabiliyorsanız, sizde sonra gelen insanlar da aynı şekilde aletleri yerine bulmak isterler.

Baskı yapmayın; İnsanların başında bekleyip biran önce bitirsinler diye beklemeyin. Herkesin kendince aletleri kullanma süreleri olduğunu unutmayın.

Dersleri asla bölmeyin; Yapılan bir etkinliğe eğer geç kaldıysanız, içeri girip etkinliği bölmeyin. Ara verdiklerinde siz de katılın. ya da hiç girmeyin. Onların konsantrasyonunu bozacak hareketlerden ve seslerden kaçının.

Soyunma odaları ve edep; Soyunma odalarını kendi evinizin özel odası gibi sanmayın, orada giyinip ve soyunurken edepli bir şekilde olmaya itina gösterin. Diğer insanlar sizin bir yerlerinizi görmek ya da siz onların bir yerini görmek zorunda değilsiniz.

Herkese sağlıklı ömürler dilerim...

29 Ocak 2018 Pazartesi

Yaşadığımız Dünyayı İnsanların Ne Kadar İğrenç Bir Vaziyete Soktuğunu Anlatan 8 İllüstrasyon!

  Hiç yorum yok
Bu yaşadığımız dünyayı bizler yok ediyoruz, yaşanmaz hale sokuyoruz. Kardeşliği, sevgiyi, aşkı, vicdanı ve tüm güzellikleri bizler yok ediyoruz. İşte bunların yüzümüze bir tokat gibi çarpıldığı birbirinden güzel hazırlanmış illüstrasyonlar.

Öldürmek için doğuyoruz; Anne ve baba nasılsa doğacak insan da onların yanında yetiştiği gibi olacaktır. Onlar gibi düşünüp, onların yaptığını yapıp, onların nefret ettiği kişilerden nefret edecektir.


Teknoloji bağımlılığı; Teknoloji uğruna artık ölür olmuşuz, insanlığı, dostluğu, saygıyı, sosyalliği her şeyi bir yana bırakmışız. Bayramlarda mesaj atar, doğum günlerinde resmin altına beğeni koyar olmuşuz. Sonumuzu kendimiz hazırlıyoruz ama farkında değiliz.

Sanal aşklardaki hüsran; Aşkımızı, sevgimizi, ilişkimizi bile artık sanal yaşar olmuşuz. Gerçeklerden uzaklaşmış kendimizi unutmuşuz. Bu resim ne kadar da güzel anlatıyor. Sitede birçok kişinin sorduğu soru gibi "uzak mesafeli ilişki nasıl olur?" Hep kaybeden biz oluyoruz, hep hüzün yaşayan yine biz.

Çocukları evlendiriyoruz; Reşit olmak neymiş unutmuşuz. "Zengin mi, parası var mı?" bunlara bakar olmuşuz. Mantık evliliği artık ön plana sunulmuş. Çocuk yaşta 9-14 yaşındaki kızları koskoca adamlara verir olmuşuz.

Dahası yok mu?; İşimizi yaptırdığımız insana ego basmışız. Onları biz dev yapmışız. Onlar da kendilerini hep bir kahraman gibi görmeye başlamış. Sonu hep hüsran, olan yine bize olmuş.

Çocukları çalıştırmışız; Başka çocukları sömürmüş, onları çalıştırmış, onlar üzerinden milyonlar kazanmışız. Onların göz yaşlarıyla yaptığı oyuncakları, başkalarının çocuklarını güldürmek için satmışız.

Evliliklerimiz bile iğrençleşmiş; Kadın kocasından, kocası kadından bıkmış. Bir fırsatını bulsa bir kaşık suda boğacak hale gelmiş. Toplum içinde gülümseyip aynı eve girince birer canavar olmuşuz.

Konuşmayı unutmuşuz; Konuşmayı unutmuşuz, yazılara dökmüşüz her şeyi, ben korkuyorum ki yıllar sonra insan oğlu eskiler nasıl konuşuyormuş diye birbirlerine mesaj atar olacak. Çöp kutularımız bile konuşmalarla dolu.

Teknoloji dedik, töreler dedik, olur böyle şeyler dedik. İnsanlığımızı yavaş yavaş unuttuğumuzu bir türlü anlayamadık.

Güzel Bir Gülümsemenin Önemini Anlamanızı Sağlayacak Durumlar Neler?

  Hiç yorum yok
Çoğu insan mutluluğunu, merhametini, sevgisini, neşesini gülümseyerek belli eder. Toplumun ve ailenin daha huzurlu ve neşeli olması için gülümsememizi asla bırakmamalıyız. Güzel gülüşlerin daha etkili olması için de bembeyaz ve bakımlı dişlere ihtiyacımız vardır. Gelin hep birlikte gülümsemenin önemini daha yakından öğrenelim.

Doğduğumuz andan itibaren etrafımızdaki şeylerden etkilenir, hoşumuza giden şeyleri algılayıp gülüşler sergileriz.


Gülümseyerek güven kazanırız; Somurtan ve ilgisiz insanlar toplum içinde güvenilir biri olarak görülmezler. Yüzünüzdeki tebessüm, gözlerinizdeki ışıltı ve tatlı bir gülüş güven konusunda en büyük kazancınızdır.


Hoşgörü ve gülümseme; Bir hata ya da yanlış bir şey yaptığınız da bile, gülümsediğiniz de karşınızdaki insanın size karşı daha hoş görü ile yaklaştığını görmekteyiz. Çünkü gülümsemek gerçekten de bir iletişim şeklidir.

Gülümsemek iyi hissettirir; Sabahları bile kalkıp aynaya baktığımızda biraz olsun gülümsediğimizde beynimiz otomatik olarak bizi daha hissetmemiz için mutluluk hormonu salgılar. Toplum içinde gülümsemek ve güler yüzlü olmak her kesi daha mutlu kılar.

Gülümsemek acıları azaltır; Yapılan araştırmalarda psikologların ortak kararı, gülümseyen insan zor durumda dahi olsa kendin iyi hissetmesini sağlıyormuş.

Gülümsemek ve hüznü saklamak; Üzülmesini istemediğiniz insanların karşısında kendi hüznünüzü saklayıp tebessüm etmek, gülmek bile onların huzuru için bile etkilidir. Gülümsemek emin olun o an size de iyi gelecektir.


Güzel gülüşler, sağlıklı dişlerle daha da etkilidir. 

Eski Çocukluk ve Zamane Çocukluk Arasındaki 6 Fark!

  Hiç yorum yok
Zaman değişti, insanlar değişti, yaşadığımız şehirler değişti hatta çocuk oluşumuz bile değişti. Eskiden daha mülayim olan çocuklar artık her şeyin farkındalar. İstedikleri farklı, beklentileri farklı. Hatta ebeveynler bile onların farklı olmasını istiyorlar. İşte karşınızda geçmişten günümüze değişen çocukluk!

Eskiden sokaktan girmeyenler şimdi evden çıkmıyorlar


Bizim çocukluğumuzda sokakta oyunlar oynanırdı, boş arsalar vardı, oralarda top oynar, saklambaç oynar, misket oynar, yakar top oynardık. Şimdi her yer bina oldu, çocuklarımıza oynayacak yer kalmadı, sonuç olarak da çocukları dışarı çıkartmaz olduk. "Al yavrum şununla oyna, babası şu oyunu aç çocuğuma" dedikçe çocuklar da eve kapanık, iletişim eksikliği yaşayan ve teknoloji bağımlısı oldu çıktı.

Meslekler bile değişti


Eskiden memur olmak kıymetliydi, herkes çocuğunu memur yapmak için canla başla çabalardı. Şimdi ki gözde meslekler ya blogger ya da Youtuber oldu. Aileler "bile aman boş ver ne işin var polislikte, askerlikte, memurlukta" diyor. "Tayinlerle uğraşacağına otur oturduğun yerde yap işini" demekten de geri kalmıyor. Haliyle de çocuklar günümüzde ne revaçta ise onu seçmeye yöneliyor.

Eskiden büyüklerin yemekleri sevilirdi


Biz koşa koşa anneanneme giderdik, onun yaptığı börekleri, çörekleri yemek için can atardık. Şimdiki çocuklara yemek beğendirilmiyor. "Yok onu yemem, yok bunu beğenmedim" sözcükleri dillerinden düşmez oldu.

Eskiden iletişim kurardık


Birbirimizle konuşmak için can atardık, sohbet olsun, muhabbet olsun diye hep yan yana gelelim diye çabalardık. Şimdiki çocuklarda böyle bir durum kalmadı. Mesaj atıyorsun cevap dahi yazmaz oldular. Yakalayıp sorduğunda ise "ben görmemiştim ki o mesajı" diyerek kaçıyorlar.

Cezalar bile değişti


Önceden çocuk ceza aldığında "odandan çıkmak yasak, orada kal da aklın başına gelsin" diyerek ceza verilirdi. Şimdi ise ya tableti elinden alıyorlar, ya internetini kesiyorlar. Bu onlar için en büyük cezalardan biri.

Oyunlar bile değişti


Eskiden taşın, toprağın, çamurun içinde koşturur yuvarlanırdık. Çimenlere sere serpe uzanır bulutlara bakar hayaller kurardık. Kendi kendimize kibrit kutusundan, gazoz kapağından, misketlerden oyunlar üretir onları oynardık. Yağmurlu havalarda bile bir çokomel kabını alıp yol kenarında akan suyun içine koyar yarıştırırdık. Güzeldi o günler hemde çok güzeldi. Şimdiki çocukların tek eğlencesi bilgisayar, tablet ve online oyunlar olmuş.
Teknoloji iyidir, hoştur ama bizi bizden alan ve bizi yozlaştıran bir canavardır da.

Sarılmanın Şekilleri ve Ne Anlama Geldiğini Öğreneceğiniz 8 Bilgi!

  Hiç yorum yok
Sarılmak ikili ilişkilerde çokça yapılan bir harekettir. İnsan sevdiğine sarılır, onu yakınında hissetmek ister. Fakat her sarılmanın bir anlam ifade ettiğini bilmek gerekir. Peki bu anlamlar nelerdir? Birlikte öğrenelim.

Arkadan sarılmak; Sizin beyaz atlı prensinizdir o, sizi her zaman korur kollar, arkanızdan asla ayrılmaz. Sırtınızı dayayacağınız en güvenli yerdir.


Belden sarılmak; Seninle her zaman yan yana olmayı istiyor demektir. Bunu diliyle söylemese de belinizi öyle güzel kavramıştır ki, seninle zaman geçirmenin keyfini size de hissettirmek istiyordur.

Başını göğsüne koyarak sarılma; Böyle bir sarılma da, aşktan çok dostluk ve arkadaşlık ön plandadır. Yanınızdadır, her sorununuza ortaktır.

Gözlerine bakarak sarılmak; İlişkinizin geleceği çok parlaktır, aşk vardır çünkü. Sevgi, sadakat ve arzular vardır. Gözlerinde kayboluş vardır.

Köprü sarılışı; En saçma bulduğum, samimiyetsiz bir sarılma şekli bu. İlişkide anlaşma yoktur, karşılıklı pek önem verilmemektedir. Bu ilişkinin tekrar gözden geçirilmeye ihtiyacı var.

Sımsıkı kucaklayarak sarılmak; İşte bu sarılma şekli müthiştir. İnsan yüreğine ciğerine sokmak ister karşısındakini. Aşk da bu sarılış; da, neşe de, hüzün de.

Tek elle sarılma; Erkek için koruyucu ve kanatları altına alıcı bir yaklaşımdır. Fakat bir bayan erkeğe böyle sarılıyor ise işte o kişiyi arkadaşı olarak görüyor demektir.

Siz yine de bulduğunuz aşkı asla uzaklaştırmayın, ona gereken değeri her zaman hissettirin. Nasıl sarılırsanız sarılın ama gözlerinizde hep aşkı görsün.